Bahsi Geçenler, bizi hayatın ve taşranın kıyısında unutulmuş, yarım kalmış, aforoz edilmiş kimlikler arasında gezintiye çıkarıyor. Bir koğuşun rutubetli sessizliğinden bir mahalle kahvesinin uğultusuna; devlet dairesinin soğuk koridorlarından geçmişin tozlu mektuplarına dek, hayatın her katmanından sızan o tekinsiz sızıyı yeniden hissettiriyor. Sadece anlatılanın değil; susmaların, ertelemelerin ve ilgili makama bir türlü ulaşmayan dilekçelerin toplamını sunuyor okura.
“Kalkıp gidebilirdi gitmesine ya karanlığa alıştırıyordu gözlerini, bu karanlığı hiç tanımazmış gibi. Karşısında az evvel kapattığı televizyon, ardında pencereden vuran ay ışığı hiç yokmuş gibi. Şu tuğla duvarları kendi örmemiş, savaş vakti o duvarların altına hiç sinmemiş gibi. Bu iki göz evin, bu köhne köyün ve hatta süregelen hayatın yabancısıymış gibi. Bekliyordu beklediği şeyi.”